 Orlando Bloom, 13 Ocak 1977'de Canterbury, İngiltere'de doğdu. Söylenenlere göre alışılmadık ismi,
17. yüzyılda yaşayan ünlü besteci Orlando Gibbons'dan geliyordu. Boom, kendisinden 2 yaş büyük olan
kardeşi Samantha ve annesi ile birlikte Canterbury'de büyüdü. Çocukluk yıllarında, annesi, Orlando'ya,
4 yaşındayken kaybettiği babası Harry'nin ırkçılık karşıtı ve amaçları uğruna yaşayan bir yazar olduğunu
anlatıyordu. Gerçek babasının aile dostları Colin Stone olduğunu öğrendiğinde ise ergenlik yıllarındaydı.
Canterbury yıllarında, annesi, kardeşi ve kendisine sanat'ı sevdirmek için oldukça çaba gösteriyordu.
Şehirde yapılacak olan festival'e katılması için gerekli cesareti Orlando'ya kazandırmak hiç de kolay olmamıştı. O günler için sonradan
şöyle diyordu: Festivalde okuduğum şiir ve yazılar bana çok şey kazandırdı. Sesimi duygularımla kullanmayı öğrendim diyebiliriz. Okul
oyunlarında her zaman verilen rol'ün sözlerini karıştırırdım. Okuldaki tiyatro öğretmenim bana her zaman garip çocuk rolleri verirdi.
Kısacası ne çok yetenekli olduğumu düşünür ne de sanat'a ilgi duyardım. Annem'in bizi ***ürdüğü tiyatrolarda gördüğüm gerçek üstü
karakterlerden sonra ise oyuncu olmak istediğime karar verdim.
Yaşadığı şehirde, St Edmunds School'a başlayan Orlando, fotoğraf ve tiyatro dersleri aldı. 16 yaşına geldiğinde Canterbury'den
Londra'ya girmek için ayrıldı. Londra'da "Ulusal Gençlik Tiyatrosu"nda oynamaya başlayan Bloom, 2 sene sonra üstün başarısı
sebebiyle burs alarak British American Drama Academy'de eğitim görmeye hak kazandı. Akademi eğitimi sonrasında, rol aldığı
"A Walk in the Vienna Woods" oyununu izleyen ajanslardan biri ile anlaştı. Oscar Wilde'ın hayatını anlatan Wilde (1997) adlı
film'de ufak bir rol ile ilk kez kamera karşısına geçtiğinde 20 yaşındaydı. Wilde' daki görüntüsü ona bir çok film teklifi getirdi
ancak Orlando, "Guildhall School of Music and Drama"da (Guildhall Müzik ve Oyunculuk Okulu) okuyabilme şansını geri
tepmemek için bu teklifleri redetti. (Ewan McGregor, Joseph Fiennes ve Ben Chaplin gibi bir çok ünlü yıldız da bu okulda
eğitim görmüştür.) Bu arada bir çok oyunda rol aldı: "Twelfth Night", "Trojan Women", "Chekhov's Three Sisters and
Uncle Vanya" ve "Sophocles' Antigone". "Casualty", "The Ben Elton Show" ve "Midsomer Murders" gibi İngiliz TV şovlarında
ufak yardımcı rollerde bulundu.
 Takvimler 1998'i gösterdiğinde Guildhall'da eğitimine devam ettiği zamanlarda, arkadaşının evinin
terasına tırmanırken düştü ve belini yaraladı. Doktorlar, tekrar yürümesinin zor olduğunu
söylemelerine rağmen başarılı geçen ameliyatın ardından 2 hafta bile geçmeden hastaneden koltuk
değnekleriyle yürüyerek ayrıldı. Ameliyat sırasında Orlando'nun sırtına, omurgasını ve kaburgalarını
desteklemesi için metal parçalar yerleştirilmişti. Sonraki yıllarda metal parçalar, ufak bir vida
destekleyicisi haricinde çıkarıldı. Orlando, belini güçlü ve dik tutmak için o dönemde Yoga'ya başladı.
Sonraları bu olay için: "Ölmemiş olmam tamamen bir mucizeydi. Genç ve aptaldım. Şaşırtıcı bir şekilde,
koltuk deynekleri ile 12 gün içinde ayağa kalktım." diyor ve kendisinden "sakarlık düşkünü" diye bahsederken, daha önceleri: burnunu,
iki bacağını, kolunu, bir kaburgasını, parmağını, bileğini, ayak parmağını kırıp, kafa tasını 3 kere çatlattığınıda hatırlatıyordu.
Okuldaki eğitimi devam ederken yeni bir film teklifi ile karşılaşıyordu: Legolas rolü ile The Lord of the Rings (Yüzüklerin Efendisi). Bu, en
değerli ve ünlü oyuncular için bile kesinlikle kaçırılmayacak bir fırsattı. Teklifi kabul etmesinin hemen ardından başladığı çekimlerde iki
kaburgasını kırdı. Tedavi kısa sürdü. Kendini kısa sürede toparlayan Orlando, bu beklenmedik kazanın sonrasında setlerdeki yerini tekrar
alıyordu. Bloom, ilk ciddi filminde ünlü olmuştu. Serinin ilk fimi olan "The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring"in
(Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği) vizyona girmesinin ardından bir ay geçmeden IMDB'nin StarMeter'ına göre Orlando Bloom,
Ocak 2002'de en çok aranan erkek oyuncuydu. Orlando, gene aynı yıl, "Teen People Magazinein "25 Hottest Stars Under 25"
(25 yaş altı çekici 25 kişi) listesine giriyordu.
Takvimler 2003'ü gösterdiğinde, Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin son filmi olan "Kralın Dönüşü"nün hemen ardından hayranları onu
"Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl"de (Karayip Korsanları: Siyah İnci'nin Laneti) Will Turner rolünde izleme
fırsatı buldu. Bloom, artık bir Hollywood starı idi. "Karayip Korsanları"nın hemen ardından 2004'te gene dev bir yapım olan "Troy"da
(Truva) önemli bir rol de, Prens Paris olarak karşımıza çıkıyordu.
2005 yılında iki farklı filmde yer aldı. Elizabethtown'da başrolü Kirsten Dunst ile paylaşan Bloom, dev bütçeli bir film olan
Kingdom of Heaven' demirci Balian karakteriyle tek başına başrolü sırtlıyordu.
|